HİNDİSTAN / KARNATAKA – Bölüm 3 / PATTADAKAL

yazan Faruk BUDAK

TANRILAR VE DESTANLARIN ARASINDA

Hampi ve Badami’den sonra sırada Pattadakal var. Karnataka Eyaletinde bir yerlerde, köylerin arasından giden düzgün asfalt yolda, kırk beş dakikalık güzel bir yolculuk yapıyoruz.

 

Köy yaşamının tüm zorluklarına rağmen kadınların giydiği sariler tertemiz. Erkekler ise, tam tersine geleneksel beyaz keten kıyafetlerinin içinde oldukça bakımsız ve kirliler. Evlerin büyük çoğunluğu sazlardan yapılmış, üzerleri de hindistan cevizi ağacı yapraklarıyla örtülmüş ilkel şartlardaki yerler. Ama o ilkelliklerinin içinde oldukça sevimli görünüyorlar.

 

Köyün meydanında inip anıtlara doğru yürüyorum. Tel örgü ile çevrelenen çimlendirilmiş bir alanın ortasındalar.

 

Girişteki bilet gişesinde, ismimi bir deftere yazmam isteniyor. Son dokuz ayın tüm kayıtlarını tek tek inceliyorum. Onca turiste karşın tek bir Türk’ün ismi defterde yer almıyor. Adetim olduğu için girişteki, üzerinde “World Heritage Site” yazan plaketin fotoğrafını çekerek dolaşmaya başlıyorum.

 

Tapınaklar, MS 4 ve 8nci yüzyıllar arasında bölgede hüküm sürmüş Çalukyan Krallığı döneminde yaptırılmış. Her birinde, Çalukyanların her dine hoşgörülü yaklaşımlarının güzel bir örneği olarak üç dine ait heykelleri bir arada görmek mümkün. Virupaksha Tapınağı’nın duvarları, Mahabharata’dan sahnelerle dolu. Taşların içine savaşlar, tanrılar ve insan hikâyeleri işlenmiş.

 

Diğer tapınak Mallikarjuna ise, Mahabharata’nın içinde önemli bir bölüm olan Bagavad Gita’da geçen olayları, başkahraman Arjuna’nın hikayesini anlatan figürlerle süslenmiş.

 

(Ertesi sabah.)

 

Memleketimden binlerce kilometre uzakta, Hindistan düzlüklerinde küçücük bir köyün istasyonunda trenimi bekliyorum. Gezinin başından beri beni yalnız bırakmayan sağ dizimdeki ağrı, artık normal zamanlarda bile “ben buradayım” demeye başladı. Dolayısıyla, böylesine güzel bir hava bile beni neşelendiremiyor.

 

Etrafta dolaşan üç-dört maymun, istasyonun karşı tarafındaki tuvalet mekânı olarak işlev gören yeşil çalılığın içinde gözden kaybolan insanlar, büyük bir gürültü ile balgam çıkaranlar. Klasik Hindistan görüntüleri ile dolu bir gün daha.

 

Bugün iki etaplı bir tren yolculuğu ile Goa’daki Vasko De Gama’ya gidiyorum. İlk önce iki saatlik bir “passenger train” (tahta sıralı) yolculuğu, ardından da sekiz saatlik başka bir yolculuk var. Cebimdeki rupiler de bitmek üzere. Acilen seyahat çeki bozdurmam gerek. Bunları düşünürken, iki hintli karşıdaki çalılıklardan ellerinde maşrapaları ile oldukça rahatlamış olarak çıkıyorlar.

 

Trenim on dakika rötarlı geliyor. Dört kişinin yan yana oturduğu tahta sıraların karşılıklı olarak bölmelere dönüştürüldüğü bir kompartmandayım. Karşımda oturan genç Hintli adımı soruyor. İsmim hiç de yabancı gelmiyor Hintlilere. İsmimi söylediğimde, hemen ardından  “Müslüman mısın” sorusu geliyor.

 

Gadag’tan Vasco De Gama’ya gidecek olan aktarma treninde yer yok. Daha doğrusu bilgisayar kayıtları böyle söylüyor. Sekiz saatlik yolculuğu ayakta yapma riskini de göze alamıyorum. Otobüsle aktarmalı gitmek zorundayım. Hubli’ye kadar “ordinary bus” işkencesi var. İnşallah buradan sonra bir “deluxe bus” bulabilirim.

 

Faruk BUDAK / Nisan 2002

You may also like

error: Content is protected !!
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00