HİNDİSTAN / TAMIL NADU – Bölüm 1 / THANJAVUR

yazan Faruk BUDAK

BÜYÜK TAPINAĞIN ŞEHRİ

Biraz evvel Thanjavur’da gezdiğim Brihadisvara Tapınağı, şimdiye kadar gördüğüm en büyük Hindu tapınağı. Tapınak kompleksine girdiğimde kendimi devasa bir avlunun içinde buluyorum. En dıştaki duvarların iç yüzeylerine Hindu mitolojisinden çeşitli hikayeler anlatan sayısız renkli resim çizilmiş. 

 

Ana girişten tapınağa doğru yürüdüğümde sütunlar tarafından taşınan bir çatının altında siyah taştan yapılmış heybetli bir boğa heykeli ile karşılaşıyorum. Tanrı Şiva’nın Nandi’si. Asıl tapınak merdivenlerini çıktığımda da fil başlı tanrı Ganesh’in heykelleri karşılıyor beni. Ana yapı, Giza piramitlerini hatırlatan görkemiyle yükseliyor.

 

Hindu dininde tapılan birçok tanrı ve tanrıça vardır. Bunların arasında en önemli olanları Brahma (Yaratıcı), Vişnu (Koruyucu) ve Şiva (Yok edici ve Yeniden Yaratıcı) üçlüsüdür. Tüm evreni ve dünyayı, Tanrı Brahma’nın yarattığına inanılır. Tanrı Şiva ve Vişnu, Hindu inancındaki en önemli diğer tanrılar arasında yer alırlar. Mahabharata destanında yer alan Tanrı Krişna’nın, Vişnu’nun bir enkarnasyonu olduğu düşünülür.

 

Boynuna sarılı bir kobra yılanı ve elinde üç çatallı bir mızrakla görülen Şiva’nın tüm kötülükleri yok ettiğine inanılır. Genellikle Nandi isimli boğası ile beraberdir. Himalayalardaki evi Kailasa’nın Hindu mitolojisinde önemli bir yeri vardır. Şiva’nın kişiliğinin yok edici tarafını Tanrıça Kali simgeler.

 

Şiva’nın güzel eşi Parvati’den olan iki çocuğundan fil başlı Ganesh oldukça popüler bir tanrıdır. Efsaneye göre, uzun bir yolculuktan dönen Şiva, karısının yanında gördüğü genç erkeği sevgilisi zannederek öfkeyle kafasını uçurur. Parvati’nin, karşısına çıkacak ilk canlının kafasını getirmesinin çocuklarını yaşatacağı feryatları karşısında evden çıkar ve ilk gördüğü canlı olan bir filin kafasını getirir. 

 

Güler yüzlü bir rahip, tapınakla ilgili bir efsaneyi anlatıyor. Tapınağın içinde, benim girmeme müsaade edilmeyen bir yerde bulunan taş Nandi heykeli, MS 1010 yılında Tapınağı yaptıran kral Rajaraja Çola tarafından oraya konulduğundan beri sürekli olarak büyümekteymiş. Daha fazla büyümemesi için arkasındaki sütuna bağlanmış ama bu sefer de küçük küçük Nandiler oluşmaya başlamış.

 

Tapınağın iç mekanlarını da dolaştıktan sonra avluya çıkıp ana girişe yöneldiğimde, şimdiye kadar hiç görmediğim ilginç bir olaya şahit oluyorum. Saçları kazınmış yarı çıplak iki Hindu, yerlerde yuvarlanarak tapınağın çevresini katetmeye çalışıyorlar. Vücutlarındaki sıyrıklar, çizikler kolaylıkla görülebiliyor. Onları ayakta takip eden kırmızı sariler giymiş kırk beş yaşlarındaki bayan elindeki küçük kitaptan dualar okuyor. Bir tür günah çıkartma seansı sanırım. Sessizce onları izliyorum.

 

Yine yolculuk zamanı.

 

Hava o kadar sıcak ve ben bundan o kadar rahatsız oluyorum ki günlük notlarımı bile almakta zorlanmaya başladım. Hindistan’ın yaz mevsiminde bu kadar güneye inmekle hata mı ettim acaba? Bindiğim otobüsün klaksonu şoförün yanında, yani içerde. Çaldığı zaman tüm ses, otobüsün içerisinde. Kulaklarım ne kadar dayanabilecek bu işkenceye bakalım? Muhteşemsin Hindistan 😊

 

Faruk BUDAK / Nisan 2002

You may also like

error: Content is protected !!
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00