HİNDİSTAN / BATI BENGAL – Bölüm 2 / DARJEELING

yazan Faruk BUDAK

HİMALAYALARIN ETEĞİNDE

Darjeeling’e gitmek için tren garındayım. Taksi ile gelirken son bir kere geçtiğim Kalküta caddelerinin görüntüsü, bir an içimin hüzünle dolmasına neden oluyor. Çok az bir zaman sonra Hindistan’dan ayrılma düşüncesi içimde tuhaf bir boşluk yaratıyor. Can sıkmalarına, streslerine, bazen insanı boğmasına karşı çok eski bir dostla vedalaşmak zorunda olmanın tarifsiz hüznü bu. Tam iyice alışmıştım ki şimdi bilemediğim bir zamana kadar elveda demek durumundayım. “I love you India”…

 

Kuşetlideki yerime yerleşiyorum. Sırt çantamı ve günlük çantamı zincirle bağlayıp emniyete aldığımda yine ter içindeyim. Nihayet fanlar çalışmaya başlıyor ve biraz rahatlıyorum ama bu sefer de dışarıdan kolunu içeriye uzatan dilencilerden rahat yok. O kadar çoklar ki hangi birine para vereyim. Hamallar, ayakkabı boyacıları, sakız, çay satanlar derken nihayet hareket ediyoruz.

 

Solumdaki altı kişilik bölmedekilerin hepsi çocuklu bayanlar. Biraz rahat bir yolculuk olacağa benziyor. İçimde yine o hüzün. Çok sevdiğim, ama insanı yoran bir sevgiliden ayrılacak olmanın melankolik hüznü. Tren garının hoparlörlerinden yayılan hüzünlü bir kadın sesinin söylediği dokunaklı şarkıyla uğurlanıyoruz. 

 

Yaklaşık on üç saatlik bir tren yolculuğundan sonra indiğim tren istasyonunda ısrarla Darjeeling’e yüksek bir rakama götürmeyi öneren minibüs ve “commander” olarak adlandırdıkları jeep sürücülerine itibar etmeyip bir şehir içi otobüsle, asıl merkez olan Siliguri’deki otobüs garajına geliyorum. Buradan kalkacak ilk otobüs dolu olduğu ve yaklaşık üç saatlik yolculuğu şoförün arkasına konmuş bir sıra üzerinde ızdırap çekerek yapmamak için garajın karşısındaki jeep’lerin bulunduğu yere geçiyorum. Benle beraber dolduğunu zannettiğim jeepimize, en öne şoförle beraber dört, arkasına dört ve bagaj yerine de karşılıklı oturan ikişer kişi binince hareket edebiliyoruz.

 

Sürekli yükseliyoruz. Ovayı terk edip ağaçlar arasında yol almaya başladığımızda günlerdir ilk kez serinliği hissetmeye başlıyorum. Çok hoşuma giden bir duygu bu. Bakalım en yukarıda beni ne bekliyor. 45 derecelik sıcağı geride bırakarak yeşilliklerin arasında keyifli bir şekilde tırmanırken, birden Himalayaların eteklerinde 1881 yılından beri sürekli olarak çalışan mini tren yolu karşımıza çıkıyor. Eğimli dağ yamaçlarında uzayıp giden dar asfalt yolla tren yolu birlikte devam ediyor.

 

Artık bir tarafı uçurum denilebilecek yerlerden geçmeye başlarken iki vagonlu mini trenle karşılaşmak, önümdeki birkaç gün içinde oldukça farklı bir Hindistan’ı yaşayacağımın ilk sinyallerini veriyor. Yükseklik iki bin metrelere yaklaşırken jeep’in arkasında kısa kollu tişört ve şortla üşümeye başlıyorum. Okul çocuklarının üniformaları bile kazaklı burada.

 

Yolculuk üç saat sonra biterken şehrin içinde alakasız bir yerde indiriyorlar beni. Haritada da tam olarak nerede olduğumu çıkartamayınca hotel ismini söyleyerek resmi görevlilerden yardım istiyorum. Ama burada da o kadar çok otel var ki, bilebilmeleri güç. Caddenin ismini söylediğimde yönü işaret ediyorlar. Küçük bir yer olduğu için rikşa, taksi gibi şeyler de yok.

 

Oldukça ucuz ve temiz bir oda, ama gece olunca bu ucuzluğun sebebi anlaşılıyor. Darjeeling, elektrik kesintilerinin yoğun olduğu bir yer. Odamın altında büyük bir gürültü ile bir jeneratör çalışıyor. Buraya geliş amacım iyice dinlenebilmekti. Bu gürültü nedeniyle acilen bu otelden ayrılmam gerekiyor.

 

Ertesi sabah, hemen ön taraftaki Capital’e bakıyorum. Şansıma bu otelde de elektrik yok. Akşam 18-22 arası jeneratör çalıştırıyorlar. Ancak dördüncü günde şehre elektrik verildiğinde rahatça bilgisayarımı kullanabiliyorum.

 

Darjeeling’te sabah 6:30 sularında başlayan yolculuğun ilk etabını tamamlayarak Siliguri’ye ulaşıyorum. Darjeeling’e ilk geldiğim gün rakımın getirdiği sıcaklık düşüşünden dolayı oldukça üşümüştüm. Şimdi tekrar Hindistan düzlüklerine, yani sıcağa dönüyorum. Tertemiz önlükleri ile okula giden çocukların doldurduğu daracık asfalt yolda, zaman zaman uzun duraklamalar yapmak zorunda kalarak sıkıntılı bir yolculukla inişi tamamlıyoruz.

 

Dönüşte daha farklı bir yoldan inmemiz nedeniyle düzlükteki çay bahçelerinin güzelliğini görme şansını da yakalıyorum. Jeep’ten indiğimde ilk hissettiğim şey, sıcak hava ve yine terlemeye başlıyor olmam.

 

Hemen Nepal sınırına gidecek bir başka jeep’te, sağ ayağımı rahatça uzatabileceğim arka köşede kendime yer ayırıyorum.

 

Elveda Hindistan…

 

Faruk BUDAK / Mayıs 2002

You may also like

error: Content is protected !!
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00