NEPAL – Bölüm 1 / KATMANDU YOLUNDA

yazan Faruk BUDAK

DAĞLAR ÜLKESİNE GİRERKEN

Hindistan’ın Siliguri kasabasında başlayan bir buçuk saatlik bir jeep yolculuğuyla Nepal sınırına ulaşıyorum. Daha önce Nepal’e karadan geçen bazı gezginlerin anlattıkları nedeniyle sınır geçişi konusunda biraz tedirginim. Yolcular arasındaki tek yabancı benim.  

 

Sınıra beş dakika mesafedeki, Hindistan’a ait  “Immigration Check Point” kulübesinde sadece benim jeep’ten inmem gerekiyor. Gezideki ilk sınır geçişi olduğu için biraz heyecanlıyım. Pasaportumun damgalanmasından sonra tekrar jeep’e bindiğimde işlemimin bitmiş olabileceğini hala düşünemiyorum. Her şey o kadar basit ve kolay olmuştu ki. İki ülke arasında sınır teşkil eden nehir üzerindeki köprüden sonra resmen Nepal topraklarına geçmiş oluyorum.

 

Köprüyü geçer geçmez yolculuk sona eriyor ve herkes araçtan iniyor. Nepal Gümrük binasında işlemlerimi yaptırırken çantalarıma bakılmıyor bile. Yürüyerek sınırla iç içe olan Kakarvitta köyündeki otobüs garajına gidiyorum. Otobüs biletimi aldıktan sonra, sıra para bozdurma işleminde. Üzerimdeki gerginliğin kaybolduğunu ve rahatladığımı hissetmek çok güzel.

 

İkinci ülkeye sorunsuz geçmiş olmanın verdiği memnuniyetle bir seyahat acentesinin önündeki koltuklarda ayaklarımı uzatmış, gözlerimin önündeki Nepal’i seyrediyorum. Görüntüler, yine klasik Hindistan görüntüleri. Restoran, otel ve seyahat acenteleri ile dolu 200-300 metrelik bir cadde, otobüs garajı olarak kullanılan meydan, köşede müşteri bekleyen bisiklet-rikşacılar.

 

Öğlen yemeğimde klasik bir “vejetaryan tali” yerken, ayağı sakat garson kızın talideki tüm yemekleri ikinci defa tek tek yenilemesi beni oldukça mahcup ediyor. Bu, Nepal’de yediğim ilk yemek.

 

Otobüs biletini aldığım aracı şirket “Nepal Travel Agency’”nin sahibi genç Nepalli, uzun uzun sohbetten sonra, bana Katmandu Thamel’deki bir otelden bir gecelik yer satmayı başarıyor. Orta ayarda bir otel. Turist azlığı nedeniyle müthiş fiyat indirimindeler.

 

Restoranın önünde oturmuş otobüs saatini beklerken defterimi çıkarıp notlarımı almaya başlıyorum. Herkes “ne yazıyorum?“ diye merak içinde başıma toplanmaya başlıyor. “Gazeteci misin” diye soran ayağı sakat garson kıza, günlük tuttuğumu anlatmak biraz zor oluyor. Nedendir bilemiyorum ama iki bardak lassiyi (şekerli ayran) ben istemeden getiriyor. Parasını vermek istiyorum, kabul etmiyor.

 

Kamikaze gibi uçuyoruz yollarda. Şoför, Hindistanlı meslektaşlarından daha müthiş bir pilot. Önlerde oturduğum için yolu iyi takip edebiliyorum. İnsan kalabalıklarıyla dolu yollara yıldırım hızıyla girmekten çekinmiyor. Bense, sağlığım için başımı yana çevirmemin daha uygun olacağını düşünmeye başlıyorum.

 

Neredeyse bir saate yaklaşan bir moladayız. “O zaman niçin deli gibi gidiyoruz” diye soruyor ister istemez insan.

 

Güneş, tüm kızıllığıyla karşımda batmak üzere. Bense, Katmandu yolundaki bu mola yerinde, ısrarla soyulmuş salatalık, fıstık, su, kızartılmış muz, dondurma satmaya çalışanlara hayır demekten yorulmuş bir vaziyette, otobüsün içinde terlemekteyim. Temiz ve güzel bir asfalt yol, temiz insanlar, güzel ve şirin köyler.

 

Dağların ülkesine hoş geldin dostum…


Bakalım bu ülke sana neler yaşatacak.

 

Ben de çok merak ediyorum.

 

Faruk BUDAK / Mayıs 2002

 

You may also like

error: Content is protected !!
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00