GİZEMLİ BURMA’NIN İLK GÜNÜ
Dün akşam Tayland Bangkok Don Muang Havaalanı’nda pasaport kontrolünden geçerken, sadece on iki saatliğine şehre girecek olmama rağmen tekrar çıkış vergisi ödemek zorunda olduğumu öğrenmem moralimi bozuyor. Koskoca bir geceyi de havaalanında bekleyerek geçirmek, tam bir işkence olacaktı.
Bangkok’a üçüncü kez geliyordum ve kalacak bir yer bulabilmek hiç de sorun değildi artık. İlk iki gelişimde kaldığım Guest House’un resepsiyonundaki sevimli genç bayan, üç yıl önce de oradaydı. Beni hatırlaması hoşuma gidiyor.
Burma’da birçok şeyi boşu boşuna taşımamak için burada bırakmak zorundayım. Vaktim çok az. Hemen çıkıp ucuz bir çanta aramalıyım. Biraz evvel Dünya Kupasında Danimarka’yı 3-0 yenen sarhoş İngiliz taraftarlar, yollarda şarkılar söyleyerek dolaşıyorlar. Aradığım çantayı kolayca bulunca hemen otele dönüp restoran kapanmadan yemek siparişi verme şansını yakalıyorum. Buranın çok sevdiğim vegetable noodle soup’u (sebzeli erişte çorbası), gerçekten koşuşturma ile geçen iki saatten sonra bana tekrar Bangkok’ta olduğumu hatırlatıyor.
Caddedeki trafik gürültüsünden dolayı gece doğru dürüst bir uyku uyuyamıyorum. Tekrar uçma zamanı. Bir saatlik uçuş, uçak oldukça boş olunca bol ikramlı ve keyifli geçiyor. Yangon Havaalanının apronunda sadece iki uçak görebilmem, ülkenin ne kadar içine kapanık olduğunun iyi bir göstergesi.
Pasaport kuyruğunda en sondayım. Kabinlerin hemen arkasında, Burma’ya giren her yabancı turistin 200 ABD doları bozdurup almak zorunda olduğu ülkenin ikinci parası olan Foreign Exchange Currency (FEC) gişeleri var. Ne nakit paramı ne de seyahat çeklerimi buraya kaptırmak istemediğimden kredi kartımla ödemekte ısrar ediyorum. Kredi kartı gişesinde kimsecikler yok. Görevlinin nerede olduğunu öğrenmeye çalışıyorlar. Bu arada da havaalanının tek bagaj bandı çalışmaya başlıyor. Yanımda bekleyen görevliye, bagajımı alıp geleceğimi söylüyorum. Sırtçantam en sonlarda geliyor.
Bakıyorum, hala kredi kart sorumlusu gelmemiş. Beni bekleyen görevliye el işareti ile “ben gidiyorum” diyorum. “Okey” diyor. Müthiş bir şans. Bu zorunlu para bozdurma meselesini şansım sayesinde atlıyor ve birden çok keyifleniyorum. Deklere edecek bir şeyim olmadığı için “green channel”a yöneliyorum. Son anda bir görevli çantalarımı kontrol etmek istiyor.
Küçüğünü açıyorum. En üstte duran, Katmandu’dan aldığım meditasyon ile ilgili kitabı eline alıyor, uzun uzun inceliyor. Sonunda çantalarıma bakmadan, güleryüzle “geçebilirsin” diye işaret ediyor. Beş dolarla başlayan taksi pazarlığını üç dolarla bitiriyorum. Burma’ya hoş geldim.
İlk izlenimler harika. Geniş caddeler, tertemiz binalar ve sakin insanlar. Şehir merkezindeki Sule Paya Pagoda’nın tam karşısındaki Garden Guest House’a yerleşiyorum. Pagodanın (budist tapınağı) üçüncü kattan görüntüsü muhteşem.
FEC almadığım için hiç param yok. Çıkıp para bozduracak bir yer bulmam gerek. Daha otelden adımımı dışarı atar atmaz zaten onlar beni buluyor. 15-20 dakika kadar Sule Paya Caddesi üzerinde dolaşıp gerçek karaborsa kurunu öğrenmeye çalışıyorum. Benle aynı isimde samimi bir arkadaşı olduğunu söyleyen Selim adlı Müslüman genç, en iyi rakamı verince “ofisim” dediği restorana gidip birer müşteri gibi bir masaya oturuyoruz. “Çay” diye soruyor. Burada bile, özellikle Müslümanlar arasında “çay” olarak telaffuz edilmesi beni biraz şaşırtıyor.
Selim, gömleğinin içinden çıkardığı yüzlük para demetini masanın üzerine koyuyor. Bu sadece dörtte biri. Tekrar birkaç demet çıkarıyor ve saymaya başlıyor. Restorandakiler bize bakıyor. Etrafımızdaki insanların bu kadar çok parayı aldığımı görmesi hoşuma gitmiyor. Dört deste parayı teker teker sayıyorum. Birçok yabancının eksik demetlerle aldatıldığını bildiğim için karşımdaki insana tam olarak güvenemiyorum. Her şey tamam. Sonunda, Selim hediyesini istiyor. Buradaki anlamıyla komisyon ya da bahşiş. Bu dürüst insana seve seve veririm. Münasip bir rakamda anlaşıyoruz.
Şimdi sıra karnımı doyurmada. Elimdeki rehber kitap, güzel yoğurdu olan bir yeri tavsiye ediyor. Kolayca buluyorum. Büyükçe bir cam bardağın içinde geliyor. Gerçekten böylesine enfes bir yoğurdu çok özlemişim. İkinci porsiyonu da istiyorum. Yoğurt harika ama restoranın arka bölümü hiç de yoğurt kadar beyaz görünmüyor.
Burma’ya tekrar gelecek miyim bilmiyorum. Önce bu ülkenin ritmini anlamam gerekiyor. Belki de ancak o zaman, yolculuğun eksik parçaları yerli yerine oturacak. Bakalım. Sabır en büyük erdem. Eskiden çok sabırsız biri olduğumu söylerlerdi. Yavaş yavaş değişiyorum galiba.
NOT: Myanmar hükümeti, sonraki yıllarda yabancı turistler için uygulanan zorunlu FEC (Foreign Exchange Certificate) satın alma uygulamasını kaldırmış ve resmi döviz büroları açmıştır.
FARUK BUDAK / Haziran 2002
