Şimdiye kadar gidemediğimiz yerler var ama gidemeyeceğimiz hiçbir yer yok.

Yeter ki siz isteyin.

Lütfen Gitmek İstediğiniz Destinasyonu Girin

Sosyal Medya Hesaplarımız

TOP
GALERİ-Kapak Fotoğrafı

Author: fabe_admin

ÇÖL RESTORANINA HOŞ GELDİNİZ Deve safari grubunda biri 45 yaşlarında, diğeri de 30 yaşlarında iki ayrı Fransız çift var. Toplam beş kişiyiz. Fransızlar hemen içlerine alıyorlar, fazla sıkıntı çekmiyorum. Puşkar’a gitmemişler. Bu sevimli kasabayı anlatıyorum uzun uzun. Öğle yemeği için büyük bir ağacın gölgesine sığınıyoruz. İyice kirlenmiş yorganlar, çöl restoranımızın masa ve sandalyeleri. Pakistan tarafından esen kuvvetli rüzgâr, sanki üzerimize alev ve kum püskürtüyor. Hava çok sıcak. Pet şişelerdeki sular, kaynama noktasına yakın. Çölün ortasındaki bu ilk yemeğimizi çatal kaşık olmadan, çapatileri

HİNDİSTAN’IN EN TUHAF İNANCI Puşkar’dan Bikaner’e olan yolculuğun 8-10 saat olacağı söylenmişti. Gecenin 2sinde, yani altı saat sonra ışıklar yanıyor ve muavin “Bikaner” diye bağırıyor. Bereket o sırada uyanıktım. Gecenin ikisinde, böylesine kaotik bir ülkede otel arama fikri hiç iç açıcı görünmüyor. Otobüsten iner inmez kelimenin tam anlamıyla kuşatılıyorum. Rikşacılardan birine rehberden bulduğum ilk otelin adını söyleyerek kuşatmayı yarıyorum ama otel sadece yüz metre ilerideymiş. Hotel Deluxe, gündüz saatlerinde bu şehre gelebilseydim asla kalmayacağım bir yer, ama gecenin 2sinde kirli çarşaflarına razı

ÇÖLÜN ORTASINDAKİ VAHA Sabah yirmi dakikalık bir otobüs yolculuğu ile Puşkar’a geliyorum. Otobüsten inip sırt çantamla içerilere doğru yürümeye başladığımda sessiz, sakin, çekici ve güzel bir kasabada olduğumu hissediyorum. Dünkü kabustan sonra Puşkar, sanki “kızgın çölün ortasında bir vaha” gibi. Kalacağım hotele kadar yürürken aslında tüm kasabayı da görmüş oluyorum. Rahatça yürünebilen, küçük bir yer burası. Hindularca kutsal bir hac yeri olan gölün kıyısında, göle inen merdivenleriyle sayısız gat (Hindu inancına göre yıkanma ve dua için gelinen yer) var. Aynı gatları, daha

DARGAH’IN ŞEHRİ Önümde iki buçuk saatlik bir Ajmer otobüs yolculuğu var. Yorgunluktan uyuyakalıyorum. Uyandığımda hissettiğim ilk şey, pencerelerden yüzüme vuran alev alev sıcak hava. Şoförler, yine sık sık klakson çalarak birbirlerini tehlikeli şekilde solluyorlar. Ajmer yolunda görüntüler hızla kayıp gidiyor. Tarlalarda renkli sarileri ile çalışan kadınlar, develerin koşulduğu kağnı arabaları. Her şey son derece ilginç. Göz alabildiğince uzanan Rajastan düzlüklerinde alev alev ilerliyoruz. Şimdiye kadar bir sağlık problemi yaşamamış olmam sevindirici. Sadece sabahları gözlerimin etrafında oluşan kızarıklık ve bolca çapak, sanırım iklimden kaynaklanan

RAJASTAN’A İLK ADIM Sabah, âdettendir deyip, zorunlu olarak bol soğanlı gelen domatesli omletle yaptığım güzel kahvaltıdan sonra, tren istasyonundaki Rajastan Turizm Örgütünün (RTDC) bürosuna gidiyorum. Düzenledikleri yarım günlük şehir turuna katılmak gibi bir düşüncem var. Birçok yeri tek başına dolaşmaya kalkmanın vereceği yorgunlukla kıyaslanamayacak kadar zevkli olabiliyor. Şansıma, katılım azlığı nedeniyle tur iptal ediliyor. Ama bundan hiç şikayetçi değilim. İstasyonun önünden bir motor-rikşaya atlayıp Eski Şehri (Old City) çevreleyen surlardaki yedi girişten birine gidiyorum. Sanganeri Girişinin güzelliği karşısında büyüleniyorum. Tüm sur duvarları

You don't have permission to register