ASLANLARLA YÜRÜYEN ADAM
Masvingo’dan Gweru’ya doğru giderken hava kapanıyor, şimşekler çakıyor ve yağmur indirmeye başlıyor. Saat ikiyi biraz geçe Gweru’ya varıyoruz.
Açık arazide iki ayrı tel örgülü kapıdan geçip konaklama tesislerinin bulunduğu göl kenarına varıyoruz. Son derece güzel bir yer. Kırmızı toprak seramikten yapılmış gece lambaları, çevrede çokça görülen yaban tavuklarına benzetilmiş. Hayvanın üzerindeki beyaz benekler de seramik üzerinde ışığın yayılacağı delikler olarak tasvir edilmiş. Çok güzel bir tasarım. Dört sıralı anfitiyatro biçimindeki kamp ateşi yakılan yer, kırmızı tuğlalarla örülmüş. En güzeli, odam çok otantik; duvarlar kırmızı tuğladan, tavan ince sazlardan örülmüş. Odamın önünde ince uzun, yemyeşil bir göl uzanıyor. Burası, dünyada genç aslanlarla yürüyüş yapılabilecek ender yerlerden. Bu tehlikeli yürüyüş fikri çok hoşuma gittiği için buraya gelmeyi çok istedim.
Bütün gün yağan yağmurun ardından bulutlar yavaş yavaş parçalanmaya başlıyor. Lütfen açsın. Yarın güzel bir gün olmasını yürekten diliyorum. Kurtlarla dans edemedim ama, “aslanlarla yürüyen adam” olacağım! Kolay değil…
Ertesi Gün:
Nihayet sıra heyecanla beklediğim, hayatımın en özel deneyimlerinden birine geliyor. Arslanlarla birlikte doğal ortamlarında tam bir buçuk saatlik bir yürüyüş. Üç beyaz rehberimizle birlikte aslan kafeslerinin bulunduğu nehrin diğer tarafına gidiyoruz. On ve on iki aylık üç genç aslan var içeride. Jeremy, aslanların içgüdüleri ve agresif yapıları hakkında bilgi veriyor. Yürüyüş boyunca yanımızda bastona benzeyen ince çubuklar taşıyacağız. Şayet aslanlar üzerimize doğru koşar veya saldırırlarsa, bu çubukları onlara doğru tutarak ‘no’ dememiz yeterli olacakmış. Bu işin bu kadar basit olmadığını bir buçuk saatin sonunda daha iyi anlayacağım.
Bayan rehber Sara, kafesin kapısını açar açmaz, üçü birden ok gibi dışarı fırlayıp, yıkılmış bir ağacın üzerine çıkıyorlar. Şimdilik bizimle ilgilendikleri yok, birbirleri ile oynayıp, yerlerde yuvarlanıyorlar. İlk oyun seansından sonra dikkatleri yavaş yavaş bize doğru yönelmeye başlıyor. Yere yatıp, pusu pozisyonu almaları, her an başlayabilecek bir ani saldırının ön hazırlıkları. Bunu gören rehberler hemen ikazlarını yapıp hayvanların dikkatini dağıtıyorlar.
Yanımıza gelip kendilerini sevdiriyorlar. Özellikle kuyruklarının hemen üzerindeki sırt bükümünün okşanmasından çok hoşlanırlarmış. Sırtlarını ve boyunlarını okşuyorum, kolumu yalayarak karşılık veriyorlar. Dilleri zımpara gibi. İnsanın derisindeki tuz kokusu onlara çekici geliyormuş.
Köpeklerin sahip oldukları birçok içgüdüsel davranış aslanlarda da var. Bunun yanında kedilerden tanıdığımız, komutlara aldırmamak, kendi başına buyruk davranışları aslanlarda yakından gözlüyoruz. Bir ara üçü yan yana yatıyor. Biri başını bana doğru çevirip aniden yerinden fırlıyor. Bu saldırı anını deklanşöre basıp kaydettikten sonra hemen çubuğumla yaklaşmakta olan hayvanı karşılıyorum, Jeremy de devreye giriyor ve ‘no’larla hayvanı durduruyoruz. Bende hiçbir korku belirtisi yok. Nedense bana bir şey yapmayacaklarını hissediyorum.
Dönüş vakti geliyor. Aslanlar tel örgülerin arkasına geçmek istemiyorlar. Homurdanmaları yeterli olmuyor ite kaka içeri sokuluyorlar. Baştan sona çok keyifli, heyecanlı ve farklı bir deneyimdi. Bir aslan tarafından yalanmış olmak, kolay kolay unutulmayacak bir anı.
Akşam yemeğinde nefis bir impala eti var. Bu sıra dışı günün ardından, Afrika artık benim için biraz daha farklı bir yer.
FARUK BUDAK / Kasım 2002