Şimdiye kadar gidemediğimiz yerler var ama gidemeyeceğimiz hiçbir yer yok.

Yeter ki siz isteyin.

Lütfen Gitmek İstediğiniz Destinasyonu Girin

Sosyal Medya Hesaplarımız

TOP
Image Alt

HİNDİSTAN / MADHYA PRADESH – Bölüm 1 / SANCHI

HİNDİSTAN / MADHYA PRADESH – Bölüm 1 / SANCHI

BUDİST TEPESİNDEKİ SESSİZLİK

Rajastan’dan sonra Madhya Pradesh Eyaletinde asıl görmeyi planladığım yer, Bhopal’e bir buçuk saat uzaklıktaki küçük bir köy olan Sanchi’deki çok eski Budist anıtları. UNESCO tarafından Dünya Kültür Varlıkları Listesine alındığı için görmeyi çok istiyorum. Oradan sonra da yavaş yavaş Hindistan’ın güneyine doğru inmeye başlayacağım.

Saat 20:20. Bu geceki yolculukta 22 yaşında bir Fransız kızla beraber seyahat ediyoruz. Ekonomi okuyormuş. Hindistan cangılında tek başına uzun yolculuklara alışmış. Kulağına güzelce tıkaçlarını takıp gözlerine göz bandını da geçirdikten sonra güzel bir uyuma pozisyonu alıyor. Kumanyası da oldukça yüklü maşallah. Bu işi iyi biliyor. Benim beceremediğim işlerden biri de bu kumanya organizasyonu.

Bir mola yerindeyiz. Şehrin içi gibi bir yer ama tuvalet yok. İşte böyle bir saçmalığın içerisinde yüzüp duruyorum. “Bu kadarlık kusur kadı kızında da olur” hoşgörülülüğü ile şimdilik kendimi tutuyorum. Otobüs durunca içeri sivrisinekler hücum etmişler. Acımasızca saldırılarına yenik düşüyorum. Birkaç sıfır öndeler. Hala, özellikle geceleri uzun pantolon giyme alışkanlığına geçemedim.

Yine karşımda bir sürü inek, çöplerin içindeki naylon torbaları karıştırmakla meşgul. Bu inek nüfusunun karınlarını doyurma çabaları, üzerinde düşünülmesi gereken başka bir konu.

Molamız uzamaya başladı. İnekler bile möööleyerek “artık gidin” diyorlar ama bizim şoförün aldırdığı yok. Bu arada sivrisinekler de farkı iyiden iyiye artırma çabası içerisindeler.

Sabah…

Fransız bayanla Indore’de yollarımızı ayırdıktan sonra dört buçuk saatlik bir otobüs yolculuğu daha yapıyorum. Yolculuğun bundan sonraki durağı Ajanta (Acenta okunuyor) için tren bileti bulma zorunluluğumun olması ve Sanchi gibi küçük bir yerde bunu halledemeyecek olmam nedeniyle Bhopal’de kalıp yarın sabah Sanchi’ye gidip dönmeyi planlıyorum.

Garaja geldiğimde iki dakika sonra kalkacak olan “ordinary” Sanchi otobüsünü yakalıyorum. Otobüste koltuk yerine, iki ve üç kişinin oturabileceği sıralar var. Bir buçuk saatlik yolculuk için neredeyse bedava bir para ödüyorum. Şehri geçip tarlaların arasına girdiğimizde güneş iyice alçalıyor. Keyfim yerine geliyor, gülümsüyorum. Buraya kadar gelmişken Sançi’yi görmeden gidemem. İki ayrı oda parası ödemiş olacağım ama hiç önemi değil.

Ortalık yeni kararmışken Sanchi’de otobüsten iniyorum. Keşke bir saat kadar önce burada olabilseydim, keyifli bir pazar yeri varmış. Kalacağım Sri Lanka GH’u yürüyerek kolayca buluyorum.

Budizm’in kurucusu Sidarta Buda’nın yaşamı boyunca hiç gelmediği bir yerde, ölümünden bir kaç yüzyıl sonra İmparator Aşoka tarafından inşa ettirilen ilk Budist anıtlarını görmek için gün doğarken kendi kendime uyanıp Anıtların yolunu tutuyorum. Pansiyondan 200-300 metrelik yürüyüş mesafesindeymiş.

Bilet gişesi 06:30da açılıyor. Görevli zamanında gelmeyince telefonla evinden çağırıyoruz. Giriş bileti ücreti, yerlilere göre biz yabancılara yirmi beş kat daha fazla.

Tepeye doğru giden merdivenleri tırmanıyorum. Bir grup maymun hala sabah mahmurluğunu üzerlerinden atamamış. İkinci bir kontrol daha.

1 nolu Stupa olarak adlandırılan büyük stupanın önündeyim.

36 metrelik çapı, 17 metreye yaklaşan yüksekliği ve yarımküre şeklindeki kubbesiyle çok heybetli görünüyor. MÖ 3ncü yüzyılda Aşoka tarafından yaptırılmış. Üzerlerindeki rölyeflerde Buda’nın hayatından ve önceki enkarnelerinden hikayeler (jatakalar) betimlenmiş. İşin ilginç yanı, Buda’nın direk olarak resmedilmesi yerine bazı sembollerle anlatılıyor olması. Nilüfer çiçeği (lotus) doğuşunu, bir ağaç aydınlanışını, ayak izleri ve yemekler varoluşunu simgelemekte. Doğudaki giriş kapısındaki sütunlar ise genç prens Gautama’nın babasının sarayından ayrılıp dünyevi hayattan vazgeçerek aydınlanmayı arayışını anlatan rölyeflerle donatılmış.

Bu kutsal yerde fotoğraf çekmeyi bitirdikten sonra, büyük bir ağacın altındaki bankta dinleniyorum. 2200 yıllık anıtların karşısında huzuru hissettiğim bir an. Çok uzaklardan bir tren sesi şimdiye kadar hiç duymadığım değişik kuş seslerine karışıyor.

Zamanım az. Hemen şehre dönüp öğlen trenine yetişmem gerekiyor.

Faruk BUDAK / Nisan 2002

You don't have permission to register