HİNDİSTAN / MAHARASHTRA – Bölüm 2 / ELLORA
TEK BİR KAYADAN DOĞAN TAPINAK
UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası olarak kabul edilmiş Ellora’ya yaklaştıkça insan, kayaların içine gizlenmiş başka bir dünyaya doğru ilerlediğini hissediyor.
Ajanta Mağaralarına oldukça yakın bir yerde olmalarına karşın aralarında iki önemli ciddi fark var. Birincisi, Ajanta’daki kaya duvar resimlerinin aksine burada kaya kütlenin oyulması sırasında yapılmış heykeller var. İkincisi de Ajanta sadece Budist tapınaklarından oluşmasına rağmen burada Hindu, Budist ve jain tapınaklarının yanyana olması.
Kuzey-güney doğrultusunda uzanan bir ana kayaya oyulmuşlar ve her iki baştakiler arasında iki kilometrelik bir mesafe var. Toplam 34 mağaranın 12’si Budist, 17’si Hindu, geri kalan 5’i de jain tapınakları. Kronolojik olarak ilk önce MS 600-800 arasında Budist mağaraları, MS 900 civarında Hindu mağaraları, 800-1000 arasında da Jain mağaraları inşa ediliyor.
Tapınak ve mağaraların en yukarıdan itibaren önce çatılarının, sonra kolonlarının ve içindeki heykellerin, sonra da tabanının kazıldığını göz ardı etmemek gerekiyor.
Güneyden itibaren ilk 12 mağara, Budist mağaraları. Sadece 10 numaralı mağara bir tapınak, diğerleri ise rahiplerin kaldığı viharalar (yatakhane ve çalışma odaları). 11 numaralı mağara ise üç katlı büyük bir manastır şeklinde. Önünde yine kayaya oyulmuş büyük bir avlu var. Burada da özellikle girişe göre en sağdaki odada bulunan kaya oyma heykeller gerçek bir şaheser.
Hindu mağaraları da sırayla 13-29 nolu mağaralar diye devam ediyor. Ellora’daki en görkemli yapılar da Hindu mağaraları ve ortadaki ana tapınak Kaisala. Gerçekten müthiş bir yapı. Hint kaya oyma sanatının en görkemli örneği. Tarihçilerin hesaplamalarına göre Tapınağın yapımında yedi bin işçinin çalıştığı ve yüz elli yılda tamamlandığı düşünülüyor. Atina’daki Partenon tapınağını görenler için şöyle bir kıyaslama var. İki kat daha büyük ve 1,5 kat daha yüksek. Kaisala, Himalayalarda bir dağın ismi ve Hindu mitolojisinde Tanrı Şiva’nın evi olarak geçiyor. Bu dağdan esinlenerek inşa edilmiş.
Ajanta ve Ellora’daki diğer mağaralardan önemli bir farkı, Tapınağın etrafında yine ana kayanın oyulması sonucu oluşturulmuş geniş bir avlu bulunması. Kailasa Tapınağı’nın en şaşırtıcı tarafı, tek bir ana kayanın yukarıdan aşağıya oyularak ortaya çıkarılmış olması. Önce kayanın üst kısmı oyulmuş, ardından kolonlar, heykeller ve en son taban ortaya çıkarılmış.
Hesaplamalara göre iki yüz bin ton kayanın keski ve çekiç ile kazılması sonucu ortaya çıkmış. Bazı arkeolog ve yazarlar, yapının Kamboçya’daki Angkor Wat, Mısır’daki Piramitler, Java’daki Borobudur gibi gizemli bir yapı olduğunu yazarlar. Bence, dünyada görülmesi gereken yapılardan biri de bu muhteşem tapınak.

Son beş mağara ise jain dinine ait tapınaklar.
Jain dini, MÖ 500 yıllarında, Brahmanizm’in karmaşık ritüellerine ve kast sistemine karşı reformist bir hareket olarak Budizm’le hemen hemen aynı zamanda ortaya çıkmış bir din. Hem Budizm’le hem de Hinduizm’le birçok ortak noktaları, benzerlikleri var.
Jainler, evrenin sonsuz olduğuna ve tek bir tanrı tarafından yaratılmadığına, reenkarnasyona ve nihai kurtuluş olan mokşa’ya (Budizm’deki nirvana inancı) inanırlar. Mokşaya ulaşabilmek için takip edilmesi gereken kurallardan biri, tüm yaşamlara saygı göstermek ve yaşayan hiçbir canlıyı öldürmemektir (ahimsa). Bu nedenden dolayı tüm jainler, birer vejetaryendir. Bazı jain rahipleri, yanlışlıkla küçük bir sineğin ağızlarına kaçıp ölmemesi için ağızlarına bir bez ya da bir ameliyat maskesi takar.
Jain tapınakları, tek bir tapınak yerine toplu olarak inşa edilmiş küçük binalardan oluşan büyük kompleksler. Tapınaklardaki yüzlerce sütunun, hiçbirinin bir diğerine benzememesi gibi ilginç bir özelliği var. Ayrıca oldukça sade ve temiz bir atmosfere sahipler.
Faruk BUDAK / Nisan 2002
