CHICHÉN ITZÁ: TAŞLARIN ARASINDA SAKLANAN MAYA DÜNYASI

yazan Faruk BUDAK

Meksika’nın Yucatán Yarımadası’ndayım.

 

Chichén Itzá’ya ilk kez geliyorum. Girişten içeri adım attığımda tropikal bitki örtüsünün arasından ilerleyen yolun beni nereye çıkaracağını henüz bilmiyorum. Çevremde ağaçlar, taş kalıntılar ve sıcak Yucatán havası var.

 

Bir zamanlar on binlerce insanın yaşadığı düşünülen büyük bir Maya kentinin tam ortasındayım.

 

Sonra ağaçların arasından geniş bir açıklığa çıkıyorum.

 

Ve karşımda muhteşem Kukulcán Piramidi yükseliyor.

 

Fotoğraflarını daha önce defalarca görmüş olmama rağmen insan bazı yapıları ancak karşısına geçtiğinde anlayabiliyor. Dört tarafındaki merdivenleri, basamak basamak yükselen kusursuz geometrisi ve tepesindeki tapınağıyla El Castillo (Kale) adıyla da bilinen Kukulcán Piramidi, insanın gözünü üzerinden alamadığı yapılardan biri.

 

Bir süre yalnızca bakıyorum.

 

Ama piramide biraz daha yaklaştıkça asıl şaşırtıcı olanın büyüklüğü değil, ayrıntıları olduğunu öğreniyorum.

 

Kukulcán Piramidi’nin dört tarafında merdivenler bulunuyor. Her merdivende 91 basamak var. Bunlara en üstteki platformu da eklediğinizde sayı 365’e ulaşıyor.

 

Bir yılın günleri kadar.

 

Tesadüf mü?

 

Mayalar için gökyüzünü gözlemlemek yalnızca zamanı ölçmenin bir yolu değildi. Tarımın, dini törenlerin ve günlük yaşamın düzenlenmesinde gökyüzünün hareketleri büyük önem taşıyordu. Bunun en etkileyici örneklerinden biri de her yıl ilkbahar ve sonbahar ekinoksları civarında burada ortaya çıkıyor.

 

Güneş alçalmaya başladığında piramidin köşelerinin oluşturduğu ışık ve gölgeler kuzey merdiveninin korkuluğu üzerinde üçgenler meydana getiriyor. Bu üçgenler aşağıya doğru uzandıkça, merdivenin dibindeki tüylü yılan başıyla birleşiyor. Ortaya dev bir yılan çıkıyor. Sanki Kukulcán gökyüzünden yeryüzüne iniyor.

 

Bugün binlerce insan yalnızca bu birkaç dakikalık ışık ve gölge oyununu görmek için ekinoks dönemlerinde Chichén Itzá’ya geliyor.

 

Fakat piramidin sırrı bununla da bitmiyor.

 

Yıllar önce yapılan araştırmalarda, bugün gördüğümüz piramidin içinde daha eski bir piramidin bulunduğu ortaya çıkarılmış. Yani Mayalar yeni kutsal yapılarını eskisini yıkıp ortadan kaldırmak yerine onun üzerine inşa etmişler.

 

Bir anlamda önümde tek bir piramit değil, birbirinin içine geçmiş farklı dönemler duruyor.

 

İçeride yapılan araştırmalarda bir chacmool heykeli ile kırmızı jaguar biçiminde bir taht da bulunmuş. Daha sonraki çalışmalar ise yapının altında doğal bir su boşluğu, yani bir cenote bulunduğunu gösteriyor.

 

Bir piramit.

 

Onun içinde başka bir piramit.

 

Onun altında ise yeraltı suları…

 

Chichén Itzá, yüzyıllar boyunca Yucatán’ın en önemli siyasi, ekonomik ve dini merkezlerinden biri olmuş. Adının genellikle “Itzáların kuyusunun ağzında” anlamına geldiği kabul ediliyor. 2007 yılında da Dünyanın Yeni Yedi Harikası’ndan biri seçilmiş.

 

Chichén Itzá’yı dolaştıkça Maya dünyasının yalnızca yeryüzünde kurulmuş bir kent olmadığını hissetmeye başlıyorum.

 

Burada suyun da özel bir anlamı var.

 

Ağaçların arasından yürüyerek Kutsal Cenote’ye ulaşıyorum. Yucatán’da yüzeyde büyük nehirler bulunmadığından, bu doğal obruklar yaşam için vazgeçilmez su kaynaklarıydı. Ama burası yalnızca insanların su aldığı bir yer değilmiş.

 

Aynı zamanda kutsal bir alanmış.

 

Cenotenin dibinde yapılan araştırmalarda yeşim taşları, altın eşyalar, seramikler ve insan kemikleri bulunmuş. Bunların yağmur ve suyla ilişkilendirilen tanrılara sunulan adakların izleri olduğu düşünülüyor.

 

Yeşilimsi suya bakıyorum.

 

Bugün sessiz görünen bu obruğun kenarında yüzyıllar önce yapılan törenleri düşünmeye çalışıyorum. Çevrede insanların toplandığını, rahiplerin ayinler yaptığını, değerli eşyaların karanlık suya bırakıldığını hayal ediyorum.

 

Sonra Chichén Itzá’nın bir başka şaşırtıcı yapısına doğru yürüyorum.

 

Büyük Top Sahası.

 

İlk bakışta insan ölçeğini şaşırıyor. Yaklaşık 168 metre uzunluğundaki bu alan, Mezoamerika’da bilinen en büyük top sahalarından biri. İki yanında yükselen taş duvarların üzerinde, yerden oldukça yüksekte büyük taş halkalar bulunuyor.

 

Burada oynanan oyunun bizim bildiğimiz anlamda bir spor karşılaşması olmadığını kısa sürede anlıyorum.

 

Oyuncular ağır kauçuk bir topu ellerini kullanmadan hareket ettiriyor; oyunun kuralları ve dinsel anlamı dönemlere göre değişiyor. Fakat duvarlardaki kabartmalara yaklaştığımda işin çok daha karanlık bir tarafıyla karşılaşıyorum.

 

Kabartmalardan birinde başı kesilmiş bir oyuncu görülüyor.

 

Boynundan çıkan kan, yılan biçimlerine dönüşüyor.

 

Karşısındaki oyuncu ise kesilmiş başı elinde tutuyor.

 

Burada oyun, inanç ve ölüm birbirinden kesin çizgilerle ayrılmıyor.

 

Bir süre kabartmaların önünde duruyorum.

 

Bin yıl önce bu taşların arasındaki kalabalığın sesini düşünmeye çalışıyorum. Oyuncuları… Rahipleri… Tribünlerde bekleyen insanları…

 

Sonra yeniden yürümeye başlıyorum.

 

Chichén Itzá’nın farklı bölümlerinde ilerledikçe mimarinin de değiştiğini fark ediyorum. Bazı yapılarda geometrik taş süslemeler, bazılarında yağmur tanrısı Chaac’ın maskeleri, bazılarında ise tüylü yılan figürleri karşıma çıkıyor.

 

Bu farklılıklar bana önemli bir şeyi hatırlatıyor.

 

Chichén Itzá yalnızca tek bir dönemin, tek bir düşüncenin veya tek bir kültürel etkinin ürünü değil. Yüzyıllar boyunca değişmiş, başka Mezoamerika toplumlarıyla ilişki kurmuş, mimarisine ve inanç dünyasına farklı etkiler katmış büyük bir şehir.

 

Ve bugün gördüklerimiz, bu şehrin tamamı da değil.

 

Gezdiğimiz anıtsal merkez birkaç kilometrekarelik bir alanı kaplıyor. Oysa eski yerleşimin çok daha geniş bir alana yayıldığı biliniyor. Çevredeki ormanın altında hâlâ ortaya çıkarılmamış yapılar, yollar ve yaşam alanları bulunuyor.

 

Bir başka deyişle ben Chichén Itzá’yı gezdiğimi düşünürken aslında onun yalnızca küçük bir bölümünü görüyorum.

 

Belki de buranın en büyüleyici yanı bu.

 

Bildiklerimiz kadar bilmediklerimiz de var.

 

Turun sonunda yeniden Kukulcán Piramidi’nin bulunduğu büyük meydana dönüyorum.

 

Güneş artık daha alçakta.

 

Sabah ilk gördüğümde beni etkileyen şey piramidin büyüklüğü ve kusursuz geometrisiydi. Şimdi ise aynı yapıya biraz farklı bakıyorum.

 

365 basamak…

 

Güneşin hareketleriyle ortaya çıkan bir yılan…

 

Bir piramidin içinde saklanan başka bir piramit…

 

Altında karanlık bir su dünyası…

 

Ormanın içinde hâlâ keşfedilmeyi bekleyen bir şehir…

 

Chichén Itzá’dan ayrılırken geriye dönüp Kukulcán’a son kez bakıyorum.

 

İnsan geçmiş uygarlıkları bazen birkaç piramit, birkaç tapınak ve müzelerde sergilenen birkaç taş parçasından ibaret sanıyor. Oysa burada bir zamanlar insanlar doğdu, âşık oldu, çocuklarını büyüttü, tanrılarına dua etti, gökyüzünü izledi, oyunlar oynadı ve öldü.

 

Sonra onların dünyası yavaş yavaş ormanın altında kayboldu.

 

Bugün biz aynı taşların arasından geçip fotoğraflarımızı çekiyor ve birkaç saat sonra aracıma dönüyorum.

 

Ama Chichén Itzá, taşlarının altında hâlâ anlatmadığı hikâyelerle sessizce uğurluyor beni.

 

Faruk BUDAK

You may also like

error: Content is protected !!
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00