HİNDİSTAN / KERALA – Bölüm 1 / KOCHI

KERALA’NIN YAVAŞ RİTMİ

Otobüs, sabahın 5’inde Mangalore’de bir sokak arasında yolcularını indiriyor. Şimdi rikşacılarla rahat rahat pazarlık yapabilirim.

 

Otobüs garajından başka bir otobüs bularak yoluma devam etmeyi düşünüyordum ama maalesef en erken otobüs gece 10daymış. Neredeyse on beş saat sonra. Bütün günü bu kötü garajda bekleyerek geçiremem. Moralim bozuk. Son kez şansımı tren istasyonunda denemeye karar veriyorum. Yer bulamazsam daha güneye inmekten vazgeçip doğu sahiline geçeceğim. Bu da Amma’nın aşramını göremeyeceğim anlamına geliyor.

 

Ekspres trenler gece geç vakitteler. Tren istasyonunun danışmasındaki görevli, bir saat sonra bir tren olduğunu, bu trenle aktarma yaparak Ernakulam’a gidebileceğimi söylüyor. Bilet gişesindeki kız da çok yardımcı oluyor. Akşam 8’de Ernakulam’da olabileceğim. Yine tahta sıralı yolcu trenleri ile yapmak zorunda olduğum iki uzun yolculuk var önümde.

 

Goa Benaulim’de başlayan yolculuğum beklemelerle birlikte 36 saat sonra Ernakulam Junction tren istasyonunda sona eriyor. Bir rikşa ile kalmayı düşündüğüm otele gidiyorum. Çok ucuz ama çok kötü bir yer. Hemen karşısında, rehber kitapta olmayan “Sapphire Tourist Home” isimli pırıl pırıl bir yer var. Yerleri büyük beyaz fayanslarla kaplı, pırıl pırıl bir oda alıyorum. Artık rahatladım. 36 saatin yorgunluğu ve uykusuzluk nedeni ile hemen yatıyorum ve bu sabah da zorlukla kalkabiliyorum.

 

Öğleden sonra KTDC’nin (Kerala Turizmini Geliştirme Örgütü) tekne turunda, geniş bir iç limanda yer alan adaları dolaşıyorum. Jewish Town bana oldukça ilginç geliyor. Yüzyıllardır Hindistan’dan yapılan baharat ticaretinde önemli bir yer. Asya’daki en eski sinagoga giden sokak, sağlı sollu turistik eşya satan dükkanlarla dolu. Şimdilerde burayı çoktan terk etmiş ve ABD’ye gitmiş Yahudilerin torunları sıkça geldiği için çok fazla dükkân var. Sinagoga giriş için küçük bir giriş ücreti ödüyoruz. Fotoğraf serbest ama video kamera yasak. Yerlerdeki iki yüz yıllık mavi desenli çiniler dikkatimi çekiyor. Çok hoş duruyorlar.

 

Vypeen Adasının karşısındaki sahil boyunca gidiyor teknemiz. Uzun bambularla yapılmış balık ağları (Chinese fishing nets) çok enteresan görünüyor. En az on beş metre uzunluğunda uç uca bağlanmış bambuların bir karenin köşegenlerini oluşturduğu, köşelere de mavi renkli bir ağın yerleştirildiği ilginç bir ağ. Suya indirilen ve kaldırılan sabit ağlar, tam tembel balıkçı işi. Kıyı boyunca yan yana sıralanmış en az yirmi balık ağı, mavi renkleriyle farklı ve hoş bir görüntü yaratıyor.

 

Bolgatty Adasında bir molamız var. Küçük kapalı koyda onlarca modern yelkenli küçük tekne görüyorum. Hemen hemen hepsi, sanki çok uzun bir yolculuk yapmış gibiler. Burayı yol mektuplarımda anlattıktan sonra Bodrum’dan gelen bir e-posta sayesinde, bu teknelerin dünya turu yapmakta olan cesur insanlara ait olduğunu öğreniyorum. Bodrumlu arkadaş, burada gecelediği akşam uğraşmak zorunda kaldığı azman sivrisineklerden bahsediyor. Neyse, Ernekulam’daki otelimde böyle bir sorun yaşamamış olmam sevindirici.

 

Ertesi sabah.

 

Bugün sabah erkenden Ernakulam’daki güzel otelimden ayrılıp bir tahta bank tipi koltuklu ordinary bus ile Kayamkulam’a geliyorum. Alman gazeteci kızın söylediğine göre, buradan bir rikşa ile Amma’nın aşramına gitmek mümkünmüş. Güler yüzlü genç bir Hintli kız, bende güven veren bir izlenim bırakıyor. Ona otobüsün yerini soruyorum. Bu sevimli bayan önce Karungapali’ye gitmem gerektiğini, buradan bir rikşanın en az 300-350 rupi tutacağını söylüyor ve bineceğim otobüse kadar da eşlik ediyor. İkinci yolculuğum sadece on beş dakika sürüyor. Otobüsten inince yine genç bir çocuğun yardımı ile beni Armapaturi’ye götürecek ucuz bir rikşa buluyorum. İlk kez bir aşram deneyimi yaşayacağım. Heyecanlıyım.

 

Faruk BUDAK / Nisan 2002

Related posts

LAOS – Bölüm 1

MYANMAR – Bölüm 7 / ALTIN KAYA

MYANMAR – Bölüm 6 / AUNG LAN