Şimdiye kadar gidemediğimiz yerler var ama gidemeyeceğimiz hiçbir yer yok.

Yeter ki siz isteyin.

Lütfen Gitmek İstediğiniz Destinasyonu Girin

Sosyal Medya Hesaplarımız

TOP
Image Alt

HİNDİSTAN / MAHARASHTRA – Bölüm 3 / AJANTA

HİNDİSTAN / MAHARASHTRA – Bölüm 3 / AJANTA

KAYALARA OYULMUŞ MEDENİYET

Bir Meksikalı, bir Fransız ve bir Türk, üç beyaz adam Hindistan’da bir yerlerde oturmuşlar ve başlamışlar kendi gezilerinden bahsetmeye. Fransız iki aylığına gelmiş ama nereye gideceğini, nereyi gezmesi gerektiğini tam olarak bilmiyormuş, Meksikalı sekiz aylığına evinden çıkmış, birkaç ülkeye uğramış uçakla. Türk’e sıra gelmiş, “14 ay, 23 ülke” demiş. Diğer ikisi “Wow” demişler.

Ajanta Mağaraları, Hindistan’ın Maharashtra Eyaletinin kuzeyindeki Jalgaon şehrinin 60 kilometre güneyinde bulunan ve UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası olarak kabul edilmiş çok eski Budist tapınakları. Ajantayı önemli kılan, mağaralardaki çok eski resimler.

Ajanta, oldukça sert granit kayalara oyulmuş toplam 29 mağaradan oluşuyor. Kapadokya’daki Ihlara Vadisine çok benziyor ama burası çok daha bakımlı kalabilmiş. Bir derenin büyük bir U dönüşü yaptığı noktada, yarım daire şeklinde yan yana sıralanmışlar.

Bazıları gerçekten muhteşem. Duvarlarındaki çok sayıdaki eski resimler, Budizm ile ilgili birçok dinsel temayı anlatıyor. Birkaçı özellikle çok sıkı bir şekilde korunmaya çalışılıyor ve içlerinde resim çekilmesine kesinlikle izin verilmiyor. Diğerlerinde de flaş kullanmadan çekim yapmaya izin veriliyor.

Budizm’in zamanla bu topraklarda etkisini kaybetmesi ve Ellora Mağaralarının ön plana çıkmasıyla önemini kaybediyor ve unutuluyorlar. Ta ki 1819’da bir av partisi sırasında İngilizlerin keşfedişine kadar. Aslında izole bir yerde olması içerisindeki muhteşem resimlerin korunabilmesine olanak tanımış.

En baştaki 1 numaralı mağara, asıl tapınak ve en görkemli olanı. Vihara olarak adlandırılan diğerleri ise manastırın dinlenme amaçlı olarak kullanılan bölümleri. Resimlerdeki ana temalar, Buda’nın farklı enkarnasyonları ve çeşitli dinsel figürler.

Biz mağaralara girip çıkarken, genç bir Japon kız da hemen hemen bizle aynı zamanda dolaşıyor. Budist inanıştan gelen bu kızın, her mağarada, buda heykellerinin önündeki ritüelleri, aşırı heyecanlanıp ağlaması ilgimi çekiyor. Hissettirmeden onu izliyorum.

Yaklaşık iki saatlik bir sürede bütün mağaraları Fransiska ile dolaştıktan sonra personel için yapılmış, ama turistlere de hizmet veren kafeteryada (Staff Canteen) oturup birer vejeteryan tali söylüyoruz. Büyük metal tepsiler içinde servis edilen, küçük kaplara bölünmüş geleneksel Hint yemekleri…

Aşağıya inişimizi biraz geciktirmekte fayda var.  Çünkü, kartpostal, kitap ve değersiz taş satıcılarından oluşan bir ordu, karşılama töreni için hazır bekliyor. İnanılmaz derecede yapışkanlar. Yanlışlıkla bir yan gözle bakınca kurtulmak hemen hemen imkansız.

Meksikalı beyaz gezgin Fransiska ile Ajanta’yı gezip oradan da Aurangabad’a geçmek, bir sonraki günde de Ellora’ya gitmek gibi iki günlük ortak bir planımız var.

Fransiska, sekiz ay sürecek bir dünya turuna çıkmış, sarışın, uzun saçlı, genç bir mimar. Sırt çantası ile dolaşmasına rağmen giydikleri sanki yeni ütülenmiş gibi. Enteresan. Bu uzun turu sırasında İstanbul’a da gelmeyi çok istemiş ama satın aldığı biletin konsorsiyomuna dahil uçak şirketlerinin İstanbul’a uçuşu yokmuş. Hayatında ilk kez bir Türkle karşılaşıyormuş. Şimdi bu insanın gözünde Türklerin çok gezdiklerine dair bir imaj doğacaktır ama. Zaten bu memlekette “Türkler buralara pek gelmezler” sözlerini duymaktan gına geldi. Bu da başka bir mesele…

Devlete ait otobüsün (government bus) kalkış saati için 14:30 demelerine rağmen 14:15’te hareket ediyoruz. Şoförleri daha sakin ve daha az klakson çalarak araba kullandığı için bu otobüsleri tercih ediyorum. Aurangabad’a olan yolculuğumuz 2,5 saat sürüyor. Otobüs, kalmayı düşündüğümüz otelin kapısına kadar bırakıyor.

Dışarısı akşam saati olması nedeniyle oldukça hareketli. Motor-rikşalar az aydınlatılmış kavşaktan siyah böcekler gibi vızır vızır geçiyorlar. Korna sesleri neredeyse sokağın doğal fon müziği olmuş.

Faruk BUDAK / Nisan 2002

You don't have permission to register