GÜNEY AFRİKA – Bölüm 2 / GARDEN ROUTE

AFRİKA’NIN GERGİN YÜZÜNDEN OKYANUS KIYISINDAKİ BAHÇELERE

Bazbus, Cape Town’dan Swaziland’ın başkenti Mbabana’ya kadar uzanan kıyı boyunca yolcu taşıyan bir minibüs şirketi. Yolcuları genellikle yabancı gezginlerden oluşuyor. En güzel yanı, yolcuları kaldıkları hotelden alıp gideceği şehirde istedikleri otele kadar bırakmaları. Bu tür şirketler yolculuklarda büyük kolaylık sağlıyor. Terminale gidip bilet bulma, yeni geldiğim yerde şehir merkezine ulaşma, uygunsuz saatlerde otel, pansiyon arama derdinden kurtulmuş oluyorum. Hele Güney Afrika gibi siyah-beyaz gerginliğinin çok yoğun yaşandığı bir ülkede güzel bir çözüm.

 

Otellerden tek tek yolcuları alıyoruz. Son yolcuyu da şehrin Woodstock bölgesindeki bir otelden alıyoruz. Böylelikle şehrin bu bölgesini de görmüş oluyorum. Semt sokaklarında çok hoş kafeler var. Cape Town, bana hep San Fransisko’yu çağrıştırıyor. Gerçekten keyif aldığım, hoş bir şehir.

 

Cape Town’un dışına çıkar çıkmaz görüntü birden değişiyor. Güzel evlerin yerini, siyahların yaşadığı derme çatma, ahşap, teneke barakalar alıyor. Barakaların sefil görüntüsü kilometreler boyunca devam ediyor.

 

Amerika’da bile tanık olmadığım garipliklerle karşılaşıyorum Güney Afrika’da. Evlerin ve işyerlerinin çoğunda “Armed Response” tabelaları görüyorum. Güvenlik şirketlerine bağlı bu sistemler, alarm durumunda silahlı ekiplerin olay yerine gelmesini sağlıyor. Güney Afrika’nın güvenlik konusundaki hassasiyetini ilk kez bu kadar net hissediyorum. Hırsızlara, özellikle siyahlara karşı alınmış bir önlem. Bugün Port Elizabeth’te daha ilgincini göreceğim. Bazı evlerin yüksek duvarları elektrik telleriyle çevrilmiş. Durum gerçekten vahim olmalı. Dikkatli olmam gerekiyor.

 

Afrika’nın gergin yüzü yerine gerçek ruhuyla ne zaman karşılaşacağımı bu kıtadaki ilk iki-üç günümden sonra şiddetle merak etmeye başladım.

Balina gözlemi için dünyanın en iyi noktalarından biri kabul edilen Hermanus’ta kısa bir mola veriyoruz. Üzüm bağlarının arasında şirin bir kasaba.

 

Yol boyunca görüntü sürekli değişiyor. Hâkim renk yeşil. Kuzey Avrupa’daki gibi göller ve gölün kıyısına kadar inen çam ağaçlarından oluşmuş ormanlar var. Buğday tarlalarını, üzüm bağlarını, koyun ve devekuşu çiftliklerini hızla geçiyoruz.

 

Nihayet geç kalmış kahvaltı molası için duruyoruz. Mola yeri yol üzerinde son derece şık bir kafe. Zamanımız çok az olduğu için acele bir şeyler atıştırmak, fastfood’la idare etmek zorundayız. Mola yerinde bisikletli, sarışın bir genç görüyorum. Kendisiyle konuşacak zamanım kalmıyor. Bizim gruptaki bir Fransız bayanın sonradan anlattığına göre, bisikletli genç İngiltere’den yola çıkarak, Ortadoğu üzerinden tüm Afrika’yı geçip buraya kadar gelmiş. Müthiş bir macera… Siyahların topraklarında bir beyaz adam. Tebrik edilecek büyük bir başarı.

 

Minibüsün ön tarafında benden biraz daha yaşlıca, çocuklu bir Fransız bayan oturuyor. Durban’da yaşıyormuş. Hermanus’ta durduğumuz sırada bana bir kâğıt uzatmıştı. Kâğıtta yazılanlar bir tür Hıristiyanlık propagandası. Nereden gelip, nereye gittiğimi sorunca uzun sürecek bir sohbete başlıyoruz. Hareket ettikten sonra, bir kavanozu açıp siyah zeytin ikram ediyor: ‘Özlemişsindir’ diyor. Akdeniz’e özgü bu siyah minik şeylerin tadını çok özlemişim. Bir yolcu indikten sonra yanıma geçiyor; Tanrı sevgisi üzerine konuşmaya başlıyoruz. Bana bir dua yazdıracağını ve bu duayı yolculuk boyunca okumamı istediğini söylüyor.

 

‘’Aslında her şeyin özünde ve başlangıcında sevgi yatıyor. Koşulsuz ve önyargısız bir sevgi ile karşımızdakini kim olursa olsun kabul etmeliyiz’’.

 

Garden Route, Güney Afrika’nın Hint Okyanusu kıyısındaki Mossel Bay ile Kynisa kasabaları arasında yer alan bölüme verilen ad. Her taraf tıpkı büyük bir bahçe gibi son derece bakımlı. Yolcuları bırakmak için uğradığımız bütün kasabalar da bakımlı ve şirin. Özellikle Wilderness’in yukarılardan deniz seviyesine doğru inerken görüntüsü harika bir fotoğraftı. Son düzlüğe inmeden önce tepede yer alan ”The Beach House”, sanırım dünyadaki manzarası en güzel hostellerden biri. Burada kalmayı çok isterdim ama devam etmek zorundayım. Belki bir dahaki sefere.

 

Aracımız Kynisa’da arıza yapıyor, bir hostelin önünde zorunlu olarak mola verince beklemek için bahçesine geçiyoruz. Hava kararmak üzere. Yaşlı bir çift bahçede yanan ateşin karşısında oturuyor. Bizim otobüsteki üç bayan da yanan ateşin karşısında yerlerini almışlar. Güzel bir akşam, karşımda yanan, romantik bir kamp ateşi. Daha başka ne isteyebilirim ki…

 

FARUK BUDAK / Ekim 2002

Related posts

MOZAMBİK – Bölüm 2 / VILANKULA

MOZAMBİK – Bölüm 1 / MAPUTO

MOZAMBİK – Bölüm 3 / INHAMBANE