ORMANDAKİ AİLE KAVGASI

İnsan, kendine en çok benzeyen canlıyı tanıdıkça, aslında kendisini daha iyi tanımaya başlıyor.

 

Afrika ormanlarının derinliklerinde yürümek, safariye çıkmaya benzemez. Burada geniş düzlükler yoktur. Kilometrelerce uzanan manzaralar da… Her şey birkaç metre önünüzdedir. Ağaç gövdeleri… Lianalar… Nem… Toprağın kokusu… Ve görünmeyen hayat.

 

Tam yürüyüş başlayacakken koruma görevlisi, elimizle pantolon paçalarımızı çoraplarımızın içine sokmamızı istiyor. Birbirimize bakıyoruz. Nedenini henüz bilmiyoruz. Gülümseyerek tek kelime söylüyor: “Karıncalar…” O anda şempanzeleri görmeden önce, Afrika ormanlarının ilk kuralını öğreniyoruz. Afrika’nın bazı orman karıncaları, birkaç saniye içinde bacaklarınıza doluşabiliyor.

 

Patika giderek daralıyor. Sonra dikleşiyor. Önümüzde neredeyse duvar gibi görünen bir yamaç var. Ağaç köklerine tutunarak aşağı inmeye başlıyoruz. Her adımda dikkatli olmak zorundayız.  Koruma görevlisi sessiz olmamızı işaret ediyor. Artık fısıltı ile bile konuşmamız yasak.

 

Burası Uganda. Queen Elizabeth Milli Parkı’nın doğu ucundaki Kyambura Gorge’a doğru ilerliyoruz. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir savan gibi görünen bu bölge, aslında yüz metreyi aşan derinliğiyle bambaşka bir dünyayı gözlerden saklıyor. Aşağıda, güneşin bile zor ulaştığı sık bir orman… Ve o ormanın içinde, Afrika’nın en yakın akrabalarımızı barındıran sessiz bir sığınak…

 

Kyambura Gorge, Uganda Yaban Hayatı Kurumu’nun koruması altındaki bir yaban hayatı alanı. Yıllardır görmek istediğim canlılardan biri burada yaşıyor. Dünyanın bize genetik olarak en yakın hayvanlarından biri… Şempanzeler.

 

Buradaki şempanzeler tamamen doğal ortamlarında yaşıyor; ziyaretler ise yalnızca devletin yetkilendirdiği korucular eşliğinde yapılabiliyor.

 

Şempanzeleri görmek için bazen saatlerce yürümek gerekebiliyor. Bu yüzden her adımda beklenti biraz daha büyüyor. Ve belki de onlarla karşılaşmanın güzelliği, biraz da bu uzun sabrın sonucunda olmasından kaynaklanıyor.

 

İlk başta hiçbir şey görünmüyor. Sadece kuş sesleri… Ve yaprakların hafif hışırtısı.

 

Ormanın içinde sessizce ilerlemeyi sürdürüyoruz. Her virajın ardından onları görebileceğimizi düşünüyoruz. Ama karşımıza yalnızca daha fazla ağaç, daha fazla sarmaşık ve daha fazla sessizlik çıkıyor. Yine de kimsenin umudu kaybolmuyor. Rehberimiz, şempanzelerin bu sabah burada olduğunu biliyor. Biraz daha ilerlememizi işaret ediyor.

 

Birkaç dakika sonra aniden elini kaldırıyor. Hepimiz olduğumuz yerde donuyoruz. Parmağıyla ilerideki ağaçların arasını gösteriyor. İlk bakışta hiçbir şey seçemiyorum. Sonra koyu renkli bir siluet beliriyor. Ardından ikinci… üçüncü… Bir anda bütün orman canlanıyor. Şans bizden yana. Bütün grup karşımızda.

 

Şempanzeler çoğu zaman insanlardan uzak durmayı tercih ediyor. Bazen saatlerce ararsınız ama hiçbirini göremezsiniz. Bugün ise adeta bizi bekliyor gibiler. Kimisi dalların üzerinde oturuyor. Kimisi yerde.

 

İkisi yan yana oturmuş. Sessizce birbirlerine bakıyorlar. Birinin eli sürekli hareket ediyor. Diğeri cevap verir gibi başını sallıyor. İnsan ister istemez düşünmeden edemiyor. Sanki yıllardır evli bir karı koca… Önemli bir meseleyi tartışıyorlar. Ses yok. Ama mimikler… El hareketleri… Bakışlar… Her şeyi anlatıyor.

 

Bir tanesi aniden ayağa kalkıyor. Başını geriye atıyor. Ve bütün vadide yankılanan o çığlığı atıyor. Hiç de alışık olmadığımız bu sesi tarif edebilmek oldukça zor. Ne tam bir haykırış ne tam bir öfke ne de yalnızca bir uyarı. İnsanın içini titreten ilkel bir çağrı.

 

Birkaç saniye sonra diğerleri de cevap veriyor. Orman bir anda sesle doluyor. Rehber fısıldıyor. “Büyük ihtimalle komşu grubun sesini duydular.”

 

Şempanzeler yalnızca “sürekli dolaşan bir aile” değildir. Aynı zamanda bölge sahibidir. Ve komşu gruplarla aralarındaki sınırlar bazen savaşlara dönüşebilir. Şempanzeler de ittifaklar kurar, devriye gezer, topraklarını korur ve gerektiğinde ölümcül çatışmalara girerler.

 

Bir anda birkaçının sürekli arkasına baktığını fark ediyorum. Hiç rahat değiller. Her birkaç saniyede bir aynı yöne dönüyorlar. Tıpkı sınır karakolundaki askerler gibi.

 

Bir tanesi kocaman ağzını sonuna kadar açıyor. Dişlerini gösteriyor. İlk kez bu kadar yakından görüyorum. Fotoğraflarda sevimli görünen yüz, birkaç metre ötede bambaşka bir ifadeye dönüşüyor. Bu bir tehdit. Ve aynı zamanda güç gösterisi.

 

Yıllar sonra Kenya’daki Sweetwaters Koruma Alanı’nda onları yeniden görüyorum. Bu kez hikâyeleri daha da ilginç. Gördüğümüz şempanzeler doğal olarak burada yaşamıyor. Yıllar önce kaçak avcılardan, yasa dışı hayvan ticaretinden ya da insanların elinden kurtarılan bireyler buraya getirilmiş.

 

Karşımızdaki şempanzelerin hiçbiri aslında Kenya’nın yerlisi değil. Büyük bölümü, 1993 yılında Burundi’de patlak veren iç savaş sırasında kapatılan Jane Goodall Kurtarma Merkezinden buraya getirilmiş. Daha sonraki yıllarda ise kaçak hayvan ticaretinden kurtarılan, savaşların ortasında yetim kalan ya da yasa dışı olarak evcil hayvan yapılmak istenen başka şempanzeler de bu aileye katılmış. Bugün Sweetwaters, onların hayata ikinci kez tutunduğu yer.

 

Koruma alanının içinden geçen nehir, onları dış dünyadan ayırıyor. Karşı kıyı neredeyse doğal bir ada gibi. Hem özgürler… Hem de güvendeler. İnsan müdahalesinden mümkün olduğunca uzak bir yaşam kurmaları amaçlanıyor. Ve bu başarılmış gibi.

 

Saatlerce onları izliyorum. Aslında bir grup hayvanı izlemiyorum. Bir toplumu izliyorum. Bir aileyi… Bir tartışmayı… Bir dostluğu… Bir küskünlüğü… Bir annenin yavrusuna dokunuşunu… Bir yaşlının sessiz bekleyişini… Bazen öylesine insana benziyorlar ki, objektifin arkasında olduğumu unutuyorum.

 

Bugün Afrika’da yaşayan şempanzeler artık “tehlike altında” kabul ediliyor. Ormanlar küçülüyor. Yollar açılıyor. Madenler büyüyor. Yerleşimler genişliyor. Onların dünyası ise her yıl biraz daha daralıyor. Koruma alanları bu yüzden yalnızca birkaç hayvanı koruyan özel yerler değil, milyonlarca yıllık evrim tarihinin son sayfalarını muhafaza eden sessiz sığınaklar.

 

Ormandan ayrılırken geriye dönüp son kez bakıyorum. Bir tanesi hâlâ oturduğu daldan bizi izliyor. Hiç hareket etmiyor. Belki bizi merak ediyor. Belki de birkaç dakika sonra tamamen unutacak. Ama ben biliyorum…

 

Afrika’nın farklı köşelerinde defalarca doğanın içinde insanın yansımalarını gördüm. Bu kez o yansıma, bir şempanzenin bakışlarında karşıma çıkıyor.

Related posts

PASAPORTTAN ÖNCE AFRİKA

MUTLULUĞU ÖLÇEN ÜLKE: BUTAN

Dünyanın Bilinmeyen Hikayeleri