HUZURUN KIYISINDA
Hindistan’ın büyüklüğünden midir nedir, hiç bu kadar yoğun bir turist nüfusu ile karşılaşmamıştım orada.
Pokhara, Nepal’deki birçok trekking rotasının başlangıç noktası. Everest Base Camp’tan Annapurna’ya kadar uzanan sayısız yürüyüş rotası nedeniyle dünyanın dört bir yanından gelen gezginlerle dolu.
Kahvaltıdan sonra göl kenarına iniyorum. Oldukça sakin. Uzaklardaki tepelerin üzerine inmiş gri bulutların yarattığı dinginlik duygusu olağanüstü. Uzunca bir yürüyüşle karşıki burna geliyorum. Gölü yukarıdan gören bir kafenin terasında bir Nepal çayı molası. Aşağıda, ağaca oyulmuş küçük kayığında balık avlamaya çalışan, tertemiz mavi sarisi içindeki genç kız oldukça fotografik. Kaçırmamalıyım…
Ahh şu Nepalli kadınlar… Öylesine sıcak ve doğal gülümsüyorlar ki insan onların ruh güzelliğinden hiç şüphe etmiyor. Gündelik yaşamın tüm yükünü taşımalarına rağmen rengârenk sarileri hep tertemiz. İnşaatta, tarlada, sokakta çalışan da onlar ama yine de yürüyüşlerinde garip bir zarafet var.
Hele genç Tibetli kadınlar… çekik gözleri ve sakin bakışlarıyla çok farklı bir güzellik taşıyorlar.Bu ülkeyi çok seviyorum, çıkarsız, menfaatsiz “namaste” diyen insanlarını çok seviyorum. Yüzleri gülen sımsıcak çocuklarını, bazı marjinal tiplerin sessizce yaklaşarak uyuşturucu teklif edişlerini, gölün sakinliğini, Pokhara’nın huzurunu, saygıyı, hoşgörüyü seviyorum.
Akşam yemeği zamanı. Tamamen bambu ağaçlarından yapılmış malzemelerle dekore edilmiş bu sevimli kafe-restoranda, uzunca bir aradan sonra Türkiye’de içtiğim biralardan birini bulabilmiş olmanın keyfini yaşıyorum şu anda. Her ne kadar bir mum ışığında bunları yazmak kolay olmuyorsa da bu da müthiş bir armoni zenginliği.
Kafenin girişindeki saksının toprağına saplanmış bir tütsü, o harika egzotik kokusuyla, gelenlere “hoş geldiniz” diyor. Kafenin loş ışığında oturan genç İsrailli kadın, ister istemez çevredeki bakışları üzerine çekiyor. Köşedeki büyük masada, görüntüsünden para babası olduğu anlaşılan trek kıyafetli yaşlı Alman, berbat İngilizcesiyle, sanki bugün tamamladığı trekteki rehber ve hamalları olduğu görünümünü veren Nepallilere, zorla kendini dinlettiriyor. Yan masalarındaki entelektüel görüntülü beyaz erkek, bu gürültüye daha fazla katlanamayarak hesabı istemek zorunda kalıyor.
Ben ise, onlardan uzakta bir yerde oturmanın rahatlığıyla, tüm yardımları için koruyucu meleğime teşekkür ederek, tüm bu güzel şeyleri yaşattığı için Yüce Yaratan’a şükranlarımı sunarken bu huzurlu Nepal akşamında yalnızlığımın keyfini çıkarmaya devam ediyorum. Mum ışığı, güzel bir müzik ve iyi bir yemek. Yedi haftalık zorlu Hindistan macerasından sonra Pokhara günlerim, çok keyifli bir dinlenme molası oluyor.
Yalnızlığımda aklıma takılan sorular… Evren, yaşamımıza girmesi gereken, karşılaşmamız gereken insanları dünyanın bir ucunda da olsa, bir şekilde bulmamıza yardımcı oluyor. Yaradan’ın düzenlemesine şükran doluyum.
Hayat, huzurla kaosu art arda sunmayı seviyor galiba.
Hindistan sınırına giden otobüsüm oradakileri aratmayacak kadar kötü. Sınıra dört kilometre kala otobüs değiştireceğim. Yanımdaki Nepalli ailenin hanımı, torbasından kurumamış çamaşırları çıkartıp otobüsün içinde kurutuyor. Etrafı, koltukların üzeri ıslak çamaşırlarla dolu.
Faruk BUDAK / Mayıs 2002
