ZAMANIN İÇİNDE KAYBOLMAK
Hayatımda ilk kez, bir şehre girebilmek için fotoğraflı özel bir giriş kartı çıkartıyorum bugün. Benim için enteresan olan bu olay, Nepal’in Bhaktapur şehrine girmek isteyen yabancılar için geçerli. Şehri gezmek için gelen yabancılar, tüm şehre giriş noktalarına konulmuş gişelerden on dolar karşılığında giriş bileti almak zorunda. Ama bu bileti gösterip Nepal vize süresinin bitimine kadar istenilen herhangi bir zamanda Bhaktapur’a giriş ücreti ödemeden tekrar girebilmek için fotoğraflı bir kimlik kartı çıkartmak gerekiyor. Benim, şimdi böyle bir kartım var.
Katmandu’nun Durbar Square’ı, tapınakları ve kendine özgü yapılarıyla son derece ilginç bir yer ama Bhaktapur’un neredeyse tamamı bir Durbar Square. 1970lerin başından beri Almanya’dan gelen yardımlarla restore edilmiş ve koruma altına alınmış yapıların pencerelerindeki ahşap oyma işçiliğini şimdiye kadar hiçbir yerde görmedim.
Hindistan’da kumtaşından yapılma pencereler, kapılar hep ilgimi çekmişti ama buradakiler daha muhteşem. Sonunda, yüzyılların ötesinden kalmış enfes tapınaklarla dolu büyük meydana çıkıyorum. Sanki zaman tünelinde kaybolmuş gibiyim.
Kahvaltıdan sonra tekrar bu güzel şehri turlamaya çıkıyorum. Durbar Meydanında karşılaştığım iki gençten biri laf atınca sohbete başlıyoruz. Beni zorla bir dükkâna sokmaya ve bir şeyler satmaya çalışmadıkları için, sohbet de çok keyifli gidiyor.
Sohbet konumuz, eğitim görmüş olmaktan kaynaklanan tercihleri nedeniyle geleneksel sariler yerine blucin giymeyi tercih eden Nepalli genç kızlar. Shree, evlendiklerinde hepsinin ister istemez sari giyeceklerini söylüyor.
Ayrılış.
Başkent Katmandu’ya tam bir ay önce bugün varıp otelime yerleşmiştim. Tam bir ay sonra, Hotel Horizon’dan ayrılıp bir taksi ile havaalanına geliyorum.
Uçağa binmeden az önce yine müthiş bir yağmur apronu dövmeye başlıyor. Bunu, sıcak bir elveda işareti olarak algılıyorum. Nepal’e tekrar, hem de tekrar tekrar gelmemi gerektiren birden fazla neden var.
Gezi, kendi dinamikleri içerisinde akıp giderken ortaya öyle yeni perspektifler çıkıyor ki, bu açılardan yeni düzenlemeler zorunlu hale geliyor… Biraz hüzünlü, biraz mutluluk içerisinde, bu güzel ülkede gezimin en önemli halkalarından birini başarı ile tamamlamış olmak, hiç programımda olmadığı halde Burma ya da yeni ismiyle Myanmar’a gidiyor olmam, bilinmeyenlerle dolu bir askeri rejim ülkesinde nelerle karşılaşacağımla ilgili sorular sakin sakin kafamın içerisinde dolaşıyor. Herhalde Yangon’da bir otele yerleşinceye kadar da rahat olamayacağım.
Neye niyet, neye kısmet…
İlk baştan beri görmeyi çok arzuladığım Tibet yerine, şimdi Burma’ya uçuyorum.
Belki de kendi gezi planımı değil, olması gereken rotayı takip etmem gerekiyor.
Belki de her şey çok daha önceden yazıldı ve ben yalnızca bana düşen yolu yürümekteyim.
Abdala malum olurmuş derler ya, geziye başlamadan aylar öncesinden itibaren Tibet konusunda bir sorun yaşayacağımı hissediyordum. Ama çevremdekiler bunun sadece bir kuruntu olduğunu düşünüyorlardı. Sonuçta hissettiklerimde yanılmamış olduğumu görmek, anlatılması güç bir buruklukla karışık yüzeysel bir mutluluk yaşatıyor bende. Belki de kendi gezi planımı değil, olması gereken rotayı takip etmem gerekiyor. Belki de böylesi çok daha hayırlısı. Belki de her şey çok daha önceden planlandı ve ben bir oyuncu gibi bana verilen rolü oynamak durumundayım.
13:30. Tayland Havayollarının uçağında ilk anda kendimi medeniyete uçuyormuş gibi hissediyorum. Sanırım bu Bangkok’a üçüncü kez gidiyor ve şehri çok iyi biliyor olmamdan kaynaklanan bir rahatlık duygusu.
Faruk BUDAK / Mayıs 2002
